Seçim matematiği… Fırsatlar ve tehditler…

31 Mart yerel seçim sonuçlarının ülkemize, milletimize ve umudunu Türkiye‘ye bağlayan mazlum halklara hayırlı olmasını diliyorum.

Elbette her seçimin belirleyici faktörleri oluyor. Ekonomik, siyasi, toplumsal, bölgesel hatta kişisel…

Bu noktalara değinmeden önce, sade bir seçim matematiği çalışmasını fazla rakama boğmadan sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu karşılaştırma sırasında, farklı nitelikli seçimlerin ve zamanın ruhunun farklı aktığı dönemlerin bir sepete toplanmasının yanıltma riskini dikkate alıyorum. Ama yine de bir fikir vermesini istiyorum.

Birinci husus şu:

2024 yerel seçimlerinde katılım oranı yüzde 78,5 olarak alınabilir. (30 büyükşehir ve 51 il ortalaması) 2019 seçimlerinde ise bu oran yüzde 86,4 idi. Yani 2024 yerel seçimlerine 61,4 milyon seçmenin yüzde 86,4’ü ilgi gösterseydi, kullanılan oy sayısı yaklaşık 52 milyon oy olacaktı. Oysa bu sayı 48,2 milyonda kaldı. Bu da demek oluyor ki tahmini 3,8 milyon kişi sandığa gitmedi.

Bu tabloya, 2024 yerel seçimlerinde 2,2 milyon geçersiz oy kullanıldığı, 2019’da ise geçersiz oyların 1,9 milyon olduğu gerçeği de eklendiğinde en az 300 bin ilave geçersiz oy atıldığı anlaşılıyor. Sandığa gitmeyen veya geçersiz oy kullanan seçmen toplamı yuvarlak hesapla 4,1 milyonu buluyor.

Seçimin ayrıntılı bilançosunda tavırlı seçmenin AK Parti tabanında yoğunlaşma ihtimali ağır basıyor.

Ayrıca

AK Parti’nin 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde 19,4 milyon oy aldığı, 2024 yerel seçimlerinde ise oylarının 16,4 milyon seviyesine indiği göz önünde bulundurulduğunda, 3 milyon seçmenden mahrum kaldığı, 1milyonun üstünde seçmenini ise farklı partilere kaptırdığı sonucuna varılıyor. (Genel ve yerel seçim karşılaştırması yanılma payı içerse de iki seçim arasındaki sürenin kısalığı bu değerlendirmeyi yapmaya imkân veriyor!)

İkinci husus ise… Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın, “4 evlâdımı ihmal ettim. AK Parti benim 5. evlâdım gibidir” dediği bu sağlam siyasal yapı ile lideri arasındaki makasın giderek açılması. Kuşkusuz, Erdoğan benzersiz bir siyasetçi. Ona duyulan sevgi, vefa duygusu, hatta oy vermenin hazzı ayrı bir inceleme konusu. Cumhurbaşkanı ile AK Parti arasında oy marjı olması bir noktaya kadar doğal. Ama son yılların trendinde bu marj giderek büyüyorsa, buna ne demeli? 2018-2024 yılları arasında yapılan genel ve yerel seçimlerde AK Parti’nin aldığı oy ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın topladığı oylar arasındaki farkın 4,7 milyondan 9,8 milyona doğru açılmasını nasıl izah edeceğiz?

Ve üçüncü husus

Mesele, CHP veya diğer muhalefet partilerinin ne kazandığı değil, AK Parti’nin niye kaybettiğidir… AK Parti’nin karşısında, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun kurduğu sofranın siyasal nimetlerine konan, o ittifak modelindeki partilerin tabanını oyan, ideolojik köklerini unutan, popülizme sarılan, konjonktürel oy devşirebilen, AK Parti’nin iyi olduğu yönleri kendine uyarlayan değişik bir CHP ve fırsatçı temsilcileri var artık.

Merkezi iktidarda iken yerelde muhalefet rolünü üstlenmek de AK Parti açısından 31 Mart’ın bir başka çıktısıdır. Böylece, hafife almadan fakat abartmadan CHP okuması yeniden yapılmalıdır. Zira AK Parti için iş yapma biçimini, iletişimini ve dilini yeniden inşa ederken dozunda vitrin değişikliği zarureti de doğmuştur. Genel ekonomik şartlar, yıpratıcı enflasyon, sıkıntılı küresel ve bölgesel ortam, pandemi, enerji, emtia şokları, gelir dağılımının verdiği sinyaller yerel seçimde düdüklü tencerenin basıncını artırmıştır. Evet, AK Parti yeni ekonomik programın en zorlu zamanında bu seçime yakalanmıştır. Buna karşın bu baskının yerel seçimde, denk gelmesi de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ve 2023 seçimlerinin sağladığı siyasal istikrarla birlikte iyi değerlendirilmesi gereken bir fırsata da dönüşmüştür.

Yorum yapın